skip to main |
skip to sidebar
Sıkıntılı bir gün olacağını sezmiş miydim bilmiyorum, bir türlü kalkamadım yataktan. Geçen zamanla daha da teslim olduğum aşk dört aylıktı. Büyüyordu, büyüyecekti.. Hep.Ben, seni ancak bu kadar mutlu edebiliyorum. Bu kadarım. Hepsi bu. Eğer hala mutlu olamıyorsan başka bir şey yapamam dedim. Ben gideyim dedi. Git dedim. Son anda sarıldım "seni çok seviyorum, sağol her şey için" diyebildim. Oysa gitme demek istedim. Hatta yalvarabilirdim bile. Gitmeni istemiyorum demek istedim. Demedim. Gitti.. Bir şey demeden..Atlas pasajının önünde beklerken koca kalabalığın içinde kayboluşunu izledim. Tıklım tıklım insan ordusu her adımında onu gözden kaybetmem için çalışıyordu. İstiklal bir olmuş, kalabığını zehir etmiş emek emek büyüttüğüm aşkı yutuyordu.. Saniyelerle. Her adımda nefesim biraz daha kesildi. Kalabalık gittikçe büyüdü. Gözlerim doldu. Uzaktan arkasını döndü, beni gördü mü bilmiyorum. Sigaram yoktu. Saatlerdir oturduğumuz yerde aşktan ve arkadaşımdan sigara içiyordum. Şimdi buna tesadüf mü derim, dilim varır mı bilmiyorum. İçinde sigara olmadığını bile bile çantamı açtım. Belki de bir şeylerle uğraşmak istedim, yüzümü yoldan ayırmak istedim, bilmiyorum. Şimdi buna tesadüf mü derim bilmiyorum ama boş sandığım paketimin içinde son bir sigara bekliyordu. Bu an için gizleniyordu. Ben bile bilmezken dakikalarımı, hiç bilmediğim yüzlerin üstüme üstüme geldiği sokakta çantamdaki son bir sigara biliyordu olacakları. Buna emindim. Bu an için oradaydı. Yaktım. Böylesi bir durumdayken dahi bunu düşündüm. Hayatın engel olunamaz hallerini, benden habersiz akıp giden bir yaşamın, yine benden habersiz gizlenen bir dal sigarasını. İçtim. Ağlamaya başladım. Yüzümü duvara çevirdim. Üzerime üzerime gelen yüzlerce insandan utandım. Belki de tanıdık birine rastlamaktan korktum. Kimseyle konuşamazdım. Şu anımı, beni bekleyen bir dal sigarayı düşünmeliydim. Sahi hayat gerçekten bizden bu kadar habersiz kendi gizlerinden fısıldarken biz hepsine boyun eğmek, teslim olmak mı zorundaydık? Öyleydi. Belki de değil. Ben yüzümü sakladım. Sigarayı söndürürken bir dilenci amca gelip "abi sigaran var mı?" dedi. Yok dedim. Her türlü kaygıdan muaf bu amcaya karşı, onun bu umursamazca; hiç tanımadığı bir insandan sigara isteyecek açıklığına karşı ben onun beni ağlarken görmesinden utandım. Yok abi dedim. İçeri girdim. Biraz sonra yan mağzadan gelen genç adam dilenci amcayı azarladı. "siktir git. görmeyeceğim seni bir daha burada" dedi. Böylesi acınası bir haldeyken ben ona acıdım. Keşke çantamda benden habersiz bir sigara daha olsaydı dedim. Belki de benden habersiz ve artık içmiş olduğum tek sigara da bana acımıştı. Ne kadar da her şeyden emin görünüyorsun oysa hayatın kendi ritminden nasıl da habersizsin diyordu. Demiştir. Tekrar dışarı çıktım. Az önce aşkın ellerimden kayan bir sabun gibi uçup gittiği caddeye uzun uzun baktım. Belki biraz ileride beni bekliyordu, belki hiç gitmemişti. Merdivene çıktım. Üşüdüm diyordum. Ama hayır bu kez teslim oldum, belki beni görür diye çıkmıştım merdivene. Görmedi. Belki de gördü ama gelmedi, gelemedi, bilmiyorum. Metroya bindim. Otobüse bindim. Yanımda oturan aşka benziyorudu, durakta bekleyen de. Sonra sigara almak için girdiğim bakkaldaki birkaç kişiden biri de. Bazısının burnu, dudakları, saçları piercingi. Bir anda farkettim ki bütün dünya ona benzemeye başlamıştı. Aşkı benden saklayan, gizleyen bu şehir bir anda aşkın kendisi olmuştu. Arkadaşımdaydım. Eve girer girmez banyoya girdim. Aynaya baktım, yüzümü yıkadım. Ona benziyordum. Her şey ve herkes ona benzemeye başlamıştı.Onun bana aldığı kupadan su içtim bütün akşam. Arkadaşımın evinde bardak yoktu. O gün bana bir kupa almıştı. Hayatın koca bir tesadüf olduğuna inanan henüz gıdım pişmemiş, santim büyümemiş ben, dünyanın kapılarını açmaya karar verdim. Hiçbir şeye ve hiç kimseye hakim olmayacağımı, koca evrene bilhassa zamana asla vakıf olmayacağımı anladım. Sabah uyanıp okula giderken son bir sigara vardı çantamda. Yaktım, dumanla birlikte sabah ayazına karıştım...
Aşk teslim olduğum bir rüzgar; içimi ısıtan. Duran, durup bekleyen her şeye rağmen, beni durmadan değiştiren; aşk. Değiştiğim şey aşk. Değişemeyeceğim şey aşk. Elimde tuttuğum kitap.. Kitabı bana alan aşk. Kolunda yürüdüğüm aşk.Tam ortasına düştüğüm, durup beklemediğim, geçmişimi kabullendirip, geleceğime ortak ettiğim. Hayallerimi bir ettiğim. Koca bir tekilliği var ettiğim aşk. İçimde günbegün büyüyen, her geçen gün benden olan, ben olan aşk.Büyüyen aşk. İnandığım her şeyi unutturan aşk. Yepyeni bir beni kabul ettiren aşk. En güzeli. En güvendiğim..Aşk; günüm, yarınım.. Kendimi tam bildiğim, zamanı iliklerimde hissettiğim; aşk.Aşk dört aylık.
Kaderi kördüğüm etmişim bilmeden. Yolumu hep kaybetmişim. Nereye gideceğimi hiç bilmemişim. Boşa çıkmış dilimden sözler. Bir hiçe kurmuşum cümleleri. Öncesinde hayatı hiç bilememişim. Zamana ermemiş hiç aklım. Küçücük avuçlarım tutamamış gerçekleri. Aksimi dahi görememişim aynada. Vefa nedir unutmuşum. Kini, kötülüğü, art niyeti sezememişim. Bilememişim. Bilsem de görememişim. Bedenimi büyütürken, ruhumu ana rahminde bırakmışım. Ben zaman nedir hiç bilmemişim.Dönüp bakarken zerre kadar hayata, göz kapatıp açıncaya geçen senelere; öğreniyorum mucizeyi. Hayat; içinde nice alamet, nice mucize saklayan bir istirdye; benim hep derinlerde aramaya çalıştığım, oysa karaya vurmuş, aşkiar.Aşkı aramışım salya sümük yastıklarda. Gezinip durmuşum belirsiz. Aşk aramakla bulunmazmış, bilememişim. İki laf arasına sıkıştırılamazmış. Bir muhabbetten fazlasıymış aşk. Onlarca sesten mürekkep değil, saf sessizlikmiş aşk. Nedensizmiş. Nedenleri varmış elbet ama sorgusuzmuş. Körü körüneymiş aşk. Gözleri kapalı, dili lalmiş. Aşk büyüdükçe beden küçülürmüş. Bilememişim. Senebesene bilmediğim bir hisse kaptırmaya çalışmışım kendimi. Kaptırmışım da. Belki de sadece kaptırmak istemişim. Hayatı en karanlık sokaklarda aramaya karar kılmışım nedensiz. Tüm bu nedensizlikler içinde, hayatın ne kadar nedenli olduğunu bilememişim. Aşk ne kadar nedensizse, hayat da o kadar nedenliymiş. O zaman öğrenmişim ki; aşkın olduğu yerde hayat susarmış. Aşkın sessizliği bastırımış yaşamın tüm tıkırtılarını.Ve öğrendim ki aile terkedilmesi en yanlış sevgiliymiş. Ailesiz olmazmış. Babanın varlığı dahi yetermiş. Annenin sesi ödüllerin en büyüğüymüş. Kardeş tarif edilmez bir parçaymış. Aile evrendeki ait olduğum tek yermiş.Bildiklerim, öğrenemediklerimmiş. Gündüzün kavgası, gecenin yorgunluğuna yenilirmiş.. Yalnız, yapayalnız kaldığımızada dönermişiz yine ana rahmine. Kalabalıkmış bizi hayatta tutan. Ne kadar kaçsak da hayattan, hayatın varlığıymış varlığımız.Aşk saf bir sessizlikken, hayatın tüm ritmi kimi zaman notası şaşan bir melodiymiş. Bir yerde var olmanın en özel hali; o yerden bir gün çıkıp gidecek güce sahip olmakmış. Ait olmak, kimi zaman kökleri olmayan bir ağaç gibi özgürlükmüş.Şimdi bedenim büyür ve ruhum ana rahmine sıkışırken. Öğrendim ki; huzur aslında rahimden hiç çıkmamakmış. Beden dediğin dünyalı, ruha kafa tutamazmış. Büyümeyeceğim dediğinde büyümezmişsin. İstersen zaman geçmezmiş. Zaten neymiş ki zaman? Koca bir gürültüde bedeninin büyüdüğünü izlerken, ruhuna sarılıp sessizlikte aşkı solumak mı? Öyleymiş.
Önce elini vermiş insanlara, sonra kaptırmış kolunu boydan boya, çocuk. Şimdi temizlemeye çalışmakta kaderin kirlerini, hayatın potlarını. Şimdi derin bir nefes alıp geri vermekte. İnsanları itmekte hızla. Küçüldükçe küçülmekte çapı. Büyüdükçe büyümekte kalbi. Çapı da kalbi de sadece birinde çocuğun. Kendi aşkının tam içinde. Zaman ise sallanıp gitmekte yolunda. O zaman yelkenler fora.Küçülürse bir gün çocuk.O zaman kapar gözlerini zamana.Hayat akıp giderken,Tepe taklak bir pupa.O zaman seyre dalarHem aşkına hem gün batımına.Sessizlik de dinlenirmiş. En çok bunu öğrendim geçen zamanla. Hayatın kalp atışlarını dinliyorum. Tık tık atıyor zaman. Koşmalı mıyım peşinden diye düşünmüyorum. Ne kadar yorgun olsa da bedenim, hayallerim ardımdan tatlı bir rüzgar gibi iteliyor beni.Yarın güzel. En güzeli yarın hatta.Geçip giderken içimden bahar, öğrendim ki; her duygunun bir sesi vardı; umut büyülü bir şarkıydı. Ve öğrendim ki her insan bir mucizeydi, hayatta her şey olası...
Fotograf: Kayısı Çiçekleri.