27 Temmuz 2008 Pazar

dilimde nazan öncel şarkıları



"Sana hiç kırılmamış hayaller getirmiştim, ellerimle çizdiğim bir resimle gelmiştim..."

Yokum biraz... Gelirim bir ara.

Hoş kalın.


"ilk yangını hatırlıyor musun miska? sen bir türlü alışamadın bu is kokusuna."

23 Temmuz 2008 Çarşamba

sana bir resim çizemem

Tertemiz yaşamak değil niyetim. Hem tertemiz yaşamak nedir ki? Duvarları beyaza boyamak mı? Tertemiz olmak istemedim hiç. Lekesizse ellerim, etkisiz eleman oluşumdandır. Temizliğimden değil. Kimsenin canını acıtmak istemedim mesela. Kimsenin uykusuzluğu olmadım. Kimseyi ağlatmadım. Bunu isteyerek yapmadım. İstemediğim için de yapmadım. Bu böyle. Ben böyleyim. Etkisizim yani. Kimseyi etkilemeye çalışmadım çünkü. Düşünmedim hiç birini veya birilerini etkilemeyi. Etkim altında bırakmayı. Aşık edemedim kimseyi kendime. Bunu yolunu da düşünmedim hiç. Kirlenmedim daha önce. Kirlenecek kadar akıllı olamadım çünkü. Benim olsun istedim. Bana söylendiğine inandım bazen. Öyle olmadığını anlamam için fazla zaman gerekmedi çoğu zaman.
Tertemiz değilim ki ben. Lekeli aşklarım var çok fazla. Rengarenk boyadığım tablolarım var. Bir tek beyazdan yoksun bıraktım onları. Kullanmadım hiç. Ama herkes bembeyaz gördü durdu. Belki de o yüzden bir anlam yükleyemedi. Belki o yüzden etkilenmedi bu resimden. Hokka gibi bir burnum yok benim. Güzel ayaklarım, karizmatik bakışlarım, selvi gibi boyum da yok. Çizdiğim resimlerde ben bedenimle buyum dedim hep. Ruhumla da. Anlayamadı kimse. Belki ben anlatamadım. Anlatmanın yolunu bilemedim belki. Uzak durdum hep. İçimde bitinceye kadar bekledim. Hiç ayrılmadı aşık olduğum benden. Çünkü aşık olduğum hiç benim olmadı. Bu yüzden kutsal aşklar yaşadım. Bu sebeptendir ki şarkılar söyledim yol boyu. Ama hiç temiz kalmadım ben. Temiz kalmanın yollarını düşünmedim. Kimsenin canını acıtmadım veya kimsenin uykusuzluğu olmadım.
Kirli bu şehir. Bu yollar, evler, insanlar kirli. Temizliğin değeri yok hiç gözümde. Can acıtmaz çünkü temizlik. Kirdir akılda kalan. Lekesiz etkisizdir. Bu yüzden hiç temiz kalmak istemedim. Kirlenemedim de. Kirlenmeye yetmedi aklım. Ağlatamadım kimseyi. O kadar çalıştıramadım kafamı. Temizlikle iyilik arasında gezinirken, salaklıkla saflık arasında durakladım hep. Bir bardak su içtim. Beyaz değil benim resmim. Anlatamadım. Bir yolunu bulamadım. Ağlatmadım kimseyi.
Çünkü diyebiliyordum çoğu zaman; ben bedenimle buyum, ruhumla da.

22 Temmuz 2008 Salı

On Ayak


21 Temmuz 2008 Pazartesi

Gerçekten Öğrendiysem Eğer? demişim.

05.04.08

Onlar gibi değiliz dedi. Yapamıyoruz, daha doğurusu başaramıyoruz. Bu yüzdendir ki ömrümüz boyunca mutsuz olacağız. Bu iyi birşey mi bilmiyorum dedim. Kötü demeyelim, sağlıksız diyelim dedi. Doğru söylüyordu. Doğru söylüyordum. Galiba anladık dedim içimden. Gerçekten öğrendim bu sefer. Evet bu böyleydi, olmak zorundaydı. Rotasız yaşamak, sınırsız koşmakmış bizim resmimiz. Beyazdan yoksun bir tabloymuş hayatımız. Öğrendim. "Biz en çok siyahi sevmiştik" bir de. Onlar gibi değiliz, biz başkayız. Biraz hastayız belki, zoruz, zorunluyuz. Ama böyleyiz. Bunun adı kabullenmek değil, öğrenmek. Öğrendik. Neden bu kadar yıprandığımı öğrendim dedim. Başka hayatlara süzülmeyi, başka bedenlere sokulmayı, ruhlara sızmayı biliyoruz. Tanrısal belki. Ya da Tanrı'nın dahi haberi yok.
Öyleyiz dedik. Öyleyim dedim...
Yaratımın göz yaşları bunlar, benim değil. Asla ağlamamışım meğer. Başka bedenler öğrenmiş bunu en fazla. Ne kadar öteye itsem de öyleymiş. Mutluluğun peşinde koşmamayı öğrendim. Mutluluğa inanmamayı. Duyguyu yok etmeyi, ama bir o kadar içinde boğulmayı...
Parçalara bölünmek zorundayımışım. Onlar ne kadar yemeğe, uykuya muhtaçsa, parçalanmaya muhtaçmışım. Ben parçalanmadan, un ufak olmadan parçaları toplayamazmışım...Mutsuzum ben, bunun adı kabullenmek değil. Öğrenmek.
Onlara bir sınır çekmeye çalışmışım. Ama asla kırmızı çizgiyi görmemişim. Yitirmişim hepsini. Görüyorum şimdi, anlıyorum. Böyle olmalıydı. Oldu.
Peki gerçekten öğrendiysem eğer?
Varsan varım.
Yoksan varım.
Varsan yarımım.
Yoksan Tamım.
Onlar ve biz varmışız. Biz olamayız asla. Ve de onlara karışamayız. Mutsuz olmak zorundayım. Bölünmeye, karışmaya, yükselmeye, kaçmaya, terk etmeye, vazgeçmeye. Zorundayım.
Ne kadar az, o kadar fazla.
Ne kadar kayıp, o kadar burda.

22.07.08

öğrenmişim.

Durarak

Hızlı yürürüm ben. Yetişmek gibi bir derdim olsun olmasın, hızlı yürürüm. Adımlarımı kontrol edemiyorum çoğu zaman. Kaçar gibi yürürüm ben...
Artık buna engel olamasam da yürürken havaya bakmaya veya aniden bir kaç saniye bekleyip tekrar yürümeye devam etmeye engel olmalıyım. Birden fazla işi yapamıyorum ben. O kadar yetenekli değilim. Yürürken düşünemiyorum mesela. İkisinden birini seçmem gerekiyor..
Aslında bu yüzden duruyorum şimdi. "durağan" ım yani. Birden fazla işi bir anda yapamıyorum ben. O kadar yetenekli değilim. Aşık olduğum zaman yürüyemiyorum mesela. Ayaklarım yirmi santim yukarda geziyor. Hava boşluğuna düşünce de asılı kalıyorum işte bir kaç saniye.
Şimdi en iyisi durmak yani.. Beynim bütün işlevini görürken, yanına bir iş daha sıkıştıramam. Elime yüzüme bulaştırıyorum.
Kule dibinde durdum bugün.
Vapurda durdum.
Kabataş'ta durdum.
Ayazağa'da durdum.
Metroda durdum.
Evde duruyorum şimdi.
Bir süre böyle durmam iyi olacaktır eminim. Birşeyler yapacağım. Bir kaç adım atacağım ama zamanı gelince. Ya da tekrar zamanı unutup yoluma devam edince. Hızlı adımlarla. Kaçar gibi...

p.s.: ayaklarım paramparça, bu sefer bir ilk yapıp koltuk altımı da yaralamayı başardım. sol kolumda garip bir ağrı var. yemek yemiyorum hiç. ayaklarım fena halde yanarken, yaralarımla uğraşırken, düşünüyorum bir yandan. durarak ama.