11 Ağustos 2008 Pazartesi

Bir Kalp Kırıldığında

bir oyun oynayalım mı
herkes açsın kalbini
oyun oynayalım mı
her kalp bir büyük dünya
ve bir kalp kırıldığında
hayata dair ne varsa
üzerinde o dünyanın başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
bir yerlerde yolculuk başlar
mavi renkten siyahlığa
her bir kalp kırıldığında
bir oyun oynayalım mı
kırmayalım birbirimizi
oyun oynayalım mı
her kalp ayrı bir dünya
ve bir parça kristal aynı zamanda
bir de bilmeyerek değil ama bilerek kırılmışsa
artık acı da duymaz başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa, karanlığa
her bir kalp kırıldığında

6 Ağustos 2008 Çarşamba

kibritin hiç yanmayan ucu


Seni seviyorum dedi. İlk konuştuğumuzdan beri sana aşığım. Şaşırdım, çok fazla hemde. Hiç beklemediğim bir zamanda beklemediğim bir insandan duyduğum bu sözlere. Hiç geçmedi aklımdan daha önce böyle bişey. Zaten topu topu iki kere konuşmuşuzdur veya üç. Anladım O'nu. Bunu ben hep yapıyorum zaten, hatta en iyi yaptığım şeydir anlamak. Anladım. Bir yandan da hiç anlamadım aslında. Kim olduğumu bilmiyor. Ne yerim ne içerim. Kimleri severim ya da nelerden nefret ederim. Beni hiç ama hiç tanımıyor. Hatta belki sokakta görse tanımaz. Ama bana aşıkmış... Belki O'nu hiç anlayamam. Ama canını acıtmadım. Hiç bişey demedim. Nasıl aşık olabilirsin ki bana? demedim. Bana sorulmuş olan bu salak soruyu O'na sormadım.
Nedense neden! Sana ne?!
Bu O'nun aşkı, benim değil...
Ağladım O'nun için. Nefret ettim kendimden..
Nasıl ben O'nu seviyorsam O da beni seviyor. Düşünüyorum O'nu. Neler hissettiğini anlıyorum. Kendimi görüyorum. O da başkasını seviyor. O başkalarına dokunuyor. Diğeri bana dokunmak istiyor.
Ben öleyim diyorum.
Çıkamıyorum işin içinden. Tren gibiyiz. Ne adiyiz. Ne kadar kirliyiz.
Bazen kusuyorum.
Hepimiz doğru zamanda yanlış yerdeyiz. Veya yanlış zamanda doğru yerde. Hayatı böyle kaçırmaya devam ediyoruz. Bizi sevene asla değer vermiyoruz. Veya hayat bizi seveni sevemeyecek kadar dolduruyor içimizi. Başkasına yer açamıyoruz asla. Çünkü biz sadece kendi aşkımızı yaşıyoruz. Aşk asla bir bedeni daha kabul etmiyor. O yüzden aşk tek başlıdır, bunu bir şekilde hepimiz öğreniyoruz.
Sevmesem O'nu, diğerini sevebilirdim. Ben herkesi sevebilirim. O onu sevmeseydi beni sever miydi bilmiyorum. Düşünmüyorum artık...
Herkese teğet geçiyorum. Hayata dokunmuyorum. Canımı acıtıyorum. Hem de isteye isteye. Zevk alır gibi üstüne koşuyorum. Yüzmeyi öğrenmemek için elimden geleni yapıyorum.
Çünkü ben bu denize girmek istemiyorum.

kAnservatuvar sınavı

Sabahın köründe kalkıp düştüm yollara. Ama öncesinde yarım saat kadar sınavda giyeceklerimi aradım. Bir gece öncesinden hazırlık yapmayacak kadar sorumsuz ve salak olduğum için. Yarım saatlik bir sinir harbi sonucu düştüm yollara yarı uyur şekilde. Okula geldiğimde sınavın başlamasına yarım saat vardı. Tanıdık yüzler görmek iyi geldi. Heyecanlı değildim gerçi. Sınav yarım saat geç başladı ve başladıktan bir saat sonra sadece ilk otuz adayın izleneceğini diğerlerinin ise yarın gelmesi gerektiğini söyledi saygı değer juri. Ben yarın gelmesi gereken kerizlerdendim. Ama hemen gitmedim, biraz bekledim. Sınavın nabzına bakındım öyle. Karöshi'yle oturdum biraz. Milletle konuştum. Eve geldiğimde yorgunluktan geberiyordum. Aslında o gün sınav olmamam da iyi oldu. Kötü bir gece geçirmiştim ve çok uykusuzdum.
Ertesi sabah biraz geç gittim okula. Çünkü yirmibirinci girecektim sınava ve erkenden gitmenin bir manası yoktu. Okula gider gitmez pat diye soktular beni sınava. Hala ayakta uyurken. Benden önce girmesi gereken onaltı kişiye bişey olmuş heralde. Olmamışsa da olsun... Paldır küldür girdim sınava. Ne olup ne bittiğini anlamadan. Jurinin öküz tavrı sayesinde ayıldım biraz ama sahnelerimi hala hatırlamıyorum. Ruh gibi oynadım. Sınavdan çıktıktan sonra biraz daha rahattım. Karöshi' ile karşılaştım yine. Oturduk biraz. İkinci bölümü, doğaçlama ve mülakatı bekledim.. İşkence gibiydi...
İkinci bölüm başladı. Sıra yine bana geldiğinde daldım içeriye.
Hoca garip garip suratıma bakmaktayken ben sahnenin yarılıp içine düşmeyi bekliyordum. "barış sen niye böylesin bugün? konsantrasyonsuz ve dalgınsın. daha iyi bişey bekliyordum senden" dedi. Bir süre bişey söyleyememekle birlikte uykusuzum, fena halde başım ağrıyor falan dedim. -iç ses: boktan okulunuzun siktiğimin sınavına 2 saat erken girdim daha ayılmamıştım bile. ordan oturup izlemek çok kolay değil mi?!-
Bir kaç soru sordu, doğaçlama yaptırmadı ve çıktım. Mulakattan en erken çıkan ben oldum galiba. Sınavdan çıktıktan sonra daha rahattım. Kazanamamıştım ve bence bu pek de kötü bişey değilidi :)
Yine çıktım Karöshi'ye, krize girdik. Herşeye güldük boş boş -hastayım bu kadına ya=)-
"ben çok salağım yaa"
Karöshi gülüyor.
O kazanacağımı düşünüyordu. Benim ise hiç umudum yoktu. Hoca gayet siktir git canım dedi çünkü.
Beykentten çıktığımda Taksim'e gittim. Sınavda tanıştığım iki arkadaşla yemek yedik. Sonra kermit'le buluştum. Bira içtik. Galataya gittik.
Paso sınavdan konuşurken Karöshi aradı. Yine gülerek.
- ben sana demedim mi?
- kazanmış mıyım?
- eveeeet!

1 Ağustos 2008 Cuma

sizi ciddiyete davet ediyorum tanrım!

Babamı yollarken karöshi'yle konuşuyordum. Babam gitti. Bir süre sonra da karöshi gitti. Uzun uzun konuştuk.. Bir yere varamadık yine dünyayı kurtaramadık veya mutluluğun sırrını çözemedik.
Yaklaşık on gün boyunca yalnızım evde. Babam "diplomatik" bir nedenden dolayı "memlekete(!)" gitti. Annem de sabahın köründe evden çıkıp ta gece geliyor zaten. Geliyor bir iki saat sonra da uyuyor. Babam gelene kadar düzeni böyle. Yalnızım yani on gün. Garip geçecek bu hafta. Pazartesi sınav var. Salı da yine "diplomatik" bir sebepten ötürü konsolosluğa gitmem gerekiyor. Annem dalga geçiyor la ergenekon davasından içeri almasınlar sizi diye, çok güldüm buna. Belki de annemin şu zamana kadar yaptığı en sağlam espridir. Gidelim bakalım Consulat général de France à Istanbul' a. Yine ne yumurtlayacaklar çok merak ediyorum.

Heeerrrrrrrrneyse. Bugün ordaydım.

İlk sevgilimin eski sevgilisin şuan taa bundan dört yıl önceki sevgilimle birlikte olduğunu öğrendim. Çok güldüm. Şu sıra herşeye fena halde gülmekteyim zaten. Üzerimde salak bir neşe var. Gizem'i arayıp; biliyor musun hala ezberim tam değil derken, telefonu yutuyordum az daha. Sınava iki gün kaldı, rolü bitirmeyi bırak ezberim tam değil! Bunu yazarken de gülüyorum... Of iyice kafayı yiyorum galiba. Sadece kafayı değil elime geçen herşeyi yiyorum. Doyma hissimi almışlar galiba ben dururken. Neyse işte, ilk sevgilimin eski sevgilisi, sondan üçüncü sevgilimle birlikte şuan. Çok gülüyorum. İlk sevgilimin eski sevgilisiyle bir durum yoktu da (=P bu dil gerekliydi evet) şuan birlikte olduğu eleman sağlam koyup gitmişti (burda dile gerek yok) Çok güldüm. Gerçekten. Tutamıyorum kendimi... Hala gülüyorum. Ayrıca babam giderken iç çamaşırlarını koymayı unutmuş. Buna da gülüyorum. Çok gülüyorum. Bakalım allah ne zaman belamı verecek!

=)
p.s. farkettim ki bu ağustosun ilk yazısıymış..
gülüyorum :)

31 Temmuz 2008 Perşembe

Duman Ninni'si

Sigaramın son fırtında, adını haykırıyorum duvarlara..
Acı acı çığlıklar yükseliyor ciğerimin taa derininden.
Sevgiye muhtaç bir çift göz,
Verilmiş fakat tutulmamış birkaç lanet söz.
Karanlık artık buralar,
Çıkışlar olmuş labirent
Saçları yolunasıca bir hasret.
Pembe panjurlu bir ev kadarmış hayallerimiz.
Bir taraftan damı akan,
Bir taraftan kan ağlayan.
Masmavi bir yer, yemyeşil bir gök
Dünyam sıkışmış daracık kalbine
Saçlarımı alev almış, kor gibi yanmış bedenim.
Trenin son vagonunda oturmuş,
Köprüden aşağıya düşeceğimiz an gibi bakıyorum hayata..
Bir varım, bir yokum.
Bir sensin, bir yokluğun.
Kamçılar yemişim aşkı her tattığımda,
Hücrem güllerle donatılmış, idam anımda.
Kan damlamış gözlerimden şarap bardağına,
Puck kadar sinsi, Hamlet kadar asi,
Sende vücut bulmuş ya biri ya ötekisi.
Sigaramın son fırtında, kararmış gözlerim.
Penceremin kenarından kar sızmış yüreğime
Yüreğimi soğutan kar, kaplanmış şimdi ipeksi tenine.
Bembeyazsın artık gözümde,
Melekleri ağlatıyorum gece gündüz seninle.
Şimdi, ya sigaram ol yan benimle,
Ya da bir kibrit ol yak beni kendi sefaletimle.